
Bir fikri tam olarak ifade ettiğinde, içinde hemen bir şüphe belirir. Belki de zıttı daha doğruydu. Belki ikisi de doğrudur. Belki "doğru" denen şey, bu ikisi arasındaki gerilimin kendisidir.
Yazı benim için böyle bir yer. Sabit bir duruş değil — düşüncenin hareket ettiği, bazen tökezlediği, bazen kendisiyle çeliştiği bir alan. Bugün yazdığım şeyin yarın yanlış gelebileceğini biliyorum. Bu beni durdurmuyor. Aksine, tek dürüst başlangıç noktası bu gibi görünüyor.
Çünkü kesinlik çoğu zaman düşüncenin sonu demektir.
Dil de böyle çalışır. Her dil dünyayı farklı keser — bir şeyi ancak belirli bir dilde anlayabildiğini fark edersin. Yeni bir dil öğrenmek sadece kelime ezberlemek değil, yeni bir görme biçimine alışmaktır. Ve ne kadar çok görme biçimi öğrenirsen, dünyanın o kadar çok katmanı açılır — ama bir o kadar da nerede durduğunu bulmak zorlaşır.
Kayıp da benzer bir şey yapar. Kalıcı sandığımız bir yer, bir dönem gittiğinde referans noktaları dağılır. Kim olduğumuzu kısmen nerede durduğumuza göre biliriz. O yer sarsılınca kendimizi yeniden bulmak zorunda kalırız. Bu bazen yıkıcıdır. Bazen — çok daha yavaş — bir açılmadır.
Belirsizlik çoğu zaman kolay kabul edilmez. İnsanlardan net tanımlar, tutarlı hikâyeler ve tamamlanmış kimlikler beklenir. Ama bazı insanlar gerçekten tanımsızdır — eksik oldukları için değil, tek bir şeyin içine sığamadıkları için.
Geçiş halleri, yarım kalmış sorular, henüz kapanmamış dönemler — bunlar da bir kimliğin parçasıdır.
Bir varış ilanı değil bu. Bu blog sabit bir duruşun değil, hareketin kaydı. İçinde şiir olacak, deneme olacak, bazen sadece düşüncenin ham hâli olacak. Kimlik, dil, kayıp, dönüşüm. Nereye çıkacağını bilmiyorum.
Bazı kırılmalar insanın hayatını tek başına tanımlamaz. Ama bakışını değiştirir. Kalıcı sandığımız yerlerin, dönemlerin ve kimliklerin aslında ne kadar geçici olduğunu hatırlatır.
6 Şubat, çocukluğumun coğrafyasını değiştirdi. Bunu bir manşet gibi yazmıyorum — bir kırılma olarak yazıyorum. Kalıcı sandığımız yerlerin kalıcı olmadığının hatırlatıcısı olarak. Beni tanımlamadı; ama içimde bir şeyleri yeniden yerleştirdi.
Şu anı yargılamadan tarif edersem: Hayatım hâlâ şekilleniyor. Hırslarım, yönlerim ve kendime verdiğim anlam hâlâ değişiyor. Kimliğim hâlâ tek bir kelimeye direniyor.
Kendimi kesin bir tanımın içine yerleştiremiyorum. Çünkü hâlâ değişen, öğrenen ve oluşan bir tarafım var.
Bu blog bir varış ilanı değil. Bir hareketin kaydı.
Eğer hikâyemde bir örüntü varsa, şudur: Aramayı bırakmıyorum. Yazmayı bırakmıyorum. Yeni diller öğrenmeyi bırakmıyorum — hem gerçek anlamda, hem içsel olarak.
Ben de çoğu insan gibi henüz sonunu bulmamış bir hikâyeyim.
Belki biraz daha tanımsız.
Şimdilik bu yeterli.
Yazı benim için kendimi ve dünyayı anlamanın bir yolu. Denemeler ve düşünceler üzerinden kimliğin, dilin ve değişimin izini sürüyorum; bizi gerçekten dönüştüren küçük anların peşinden gidiyorum. Bir sonraki cümle, belki seni çağırıyordur; o yüzden arada geri dön, kelimeler bazen sadece doğru kişiyi bekler, anlaşılmak için.
Bağlı kalın — yeni yazılar ve düşünceler için bültenime abone olun.