Ben bir ton şey yazarım ama koyamam adını. Sen ise başlık atarak başlıyorsun her yazıya.
Ben bir ton şey yazarım ama koyamam adını. Sen ise başlık atarak başlıyorsun her yazıya.
Ben bir ton şey yazarım ama koyamam adını. Sen ise başlık atarak başlıyorsun her yazıya.
Ben eskiden sadece yazardım. Durmadan, ellerimin boş olduğu her an. Kaygıdan kaçmak için bazen, bazen bir kalabalıkta içimde uyanan ama dile gelemeyen bir cümleyi dışarı atmak için. Hayallerimi sıralamak ve detaylandırmak için, duygularımı dile dökmek için, geçmişi analiz etmek için. Bir kimlik inşa etmek için bazen, bir inancı yıkmak için bazen. En kesin gibi görüneni sorgulamak için her zaman. Hiçbir şeyi alıp bir heykel gibi dikmemek için dünyama — hep yazdım ben. Çaresizliği de mutluluğu da aynı kalemle, umudu ve hayal kırıklığını, yası ve memnuniyeti hep aynı sayfaya.
Yetersizlik yerdi beni o zamanlar. Ne bir söz hakkım var sanırdım, ne de söylediklerimin bir değeri. Attığım adım bile iz bırakmaz sanırdım. Öyle bir ağırlık vardı ki içimde — bütün tartılar yalancıydı ama, bütün ağırlığım içime doğru çekilmiş gibi, yüküm dünyaya etkisiz, kendime çok ağırdı.
Kalori cinsinden yazdım hep. Kaç kalori yazdım bugün bilmiyorum, ama kalori açığındaydım. Yediklerime de dikkat ederdim, temiz beslenirdim, özenle seçerdim içime alacağım cümleleri. O kadar yürüdüm ki, doğrusal bir çizgide dimdik yürüseydim başka bir gezegene çarpardı kafam. Ama kendi eksenimde halkalar çizmekten fazlasını yapamadım o zaman. İçimden dökülenleri bir yazı işçisi gibi yazmakla mükelleftim. Yazdıkça yazdım — tanımak sonraki aşamaydı, ona henüz yoktu zaman.
Geriye dönüp okudukça sildim yazdıklarımı. O kadar çıplaktı ki içim, kendim bile görmeye utandım — kağıtları buruşturup ateşe attım. Kendinden en iyi böyle kurtulur sanırım insan. Kalan yazılarımı okudum tekrar, isim koymaya başladım onlara. En uçlara gittiği noktaları olurdu yazılarımın — o noktayı bulup isim olarak seçerdim her zaman.
Şimdi ne yapıyorum burada yazarken: içim bomboş gibi bir his. Bir isim seçiyorum önce, sonra o isme layık bir çocuk doğurmaya çalışıyorum. Belki de başlık tam budur — önce adını koyduğun, sonra varlığını beklediğin bir şey. Doğmadan önce adlandırılmış, adlandırıldığı için doğmak zorunda kalmış.
Yazı, kendimi ve dünyayı anlamanın yoludur. Deneme ve düşünceler aracılığıyla kimlik, dil ve dönüşümü keşfederim — bizi şekillendiren küçük anları.
Bağlı kalın — yeni yazılar ve düşünceler için bültenime abone olun.