
Söyleyecek çok şey vardı. Belki de bu yüzden sustun.
İnsan bazen anlaşılmayacağını düşündüğü için değil, tam anlatamayacağını bildiği için sessizleşir.
Çünkü bazı şeyler konuşmaya başladığında küçülüyor.
İçeride büyüyen bir düşünce, dışarı çıktığında eksiliyor. İnsan bunu birkaç kez yaşadıktan sonra, bazı cümleleri yalnızca kendi içinde taşımayı öğreniyor.
Bu yüzden sessiz görünen herkesin içinde sakinlik yoktur.
Bazılarının içinde yalnızca fazla gürültü vardır.
Ve belki de insanı en çok yoran şey, kendi içindeki bu gürültüyle dışarıdaki sessizlik arasında sıkışıp kalmaktır. Çünkü herkes konuşurken, herkesin gerçekten bir şey söylediği anlamına gelmez.
Bir süre sonra sıradan sohbetlerden uzaklaştığımı fark ettim. İnsanların günler boyunca aynı şeyleri konuşabilmesine şaşırıyordum.
İnsanların günlerini küçük kırgınlıklar, tekrar eden hikâyeler ve başkalarının hayatlarına dair ayrıntılarla doldurabilmesine şaşırıyordum.
Bütün bunlar bana dünyadan çok, dünyanın taklidi gibi geliyordu.
Çünkü insan bazen gerçek bir yakınlık ararken, çevresindeki çoğu ilişkinin yalnızca karşılıklı oyalama olduğunu fark ediyor.
Ve bunu fark ettikten sonra, kalabalıklara dönmek zorlaşıyor.
İnsan yalnızlığı sevdiği için değil, kendisini en az orada kaybettiği için yalnız kalıyor bazen.
Fakat zamanla başka bir şeyi daha anladım.
Sessizlik her zaman kaçış değildir.
Bazen insanın kendine gösterebildiği son saygıdır.
Çünkü her düşünce paylaşılmak zorunda değildir. Her acının tanığa ihtiyacı yoktur. Bazı duygular, başkasının anlayışına bırakıldıkları anda anlamlarını kaybetmeye başlar.
Belki de bu yüzden en derin değişimler sessiz yaşanır.
Kimse görmez.
Kimse alkışlamaz.
İnsan bir sabah aynı bedende uyanır ama artık aynı kişi değildir.
Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş gibidir. Oysa içeride, eski hayatı ayakta tutan bir duvar çoktan yıkılmıştır.
Sessizliğin tehlikeli yanı da budur.
İnsan dışarıdan hareketsiz görünürken, içeride bütün bir evren yer değiştirebilir.
Belki de bu yüzden sessiz insanları anlamak zordur.
Çünkü onlar, söyledikleriyle değil; söylemekten vazgeçtikleri şeylerle şekillenirler.
Ve bir noktadan sonra sessizlik, kelimelerin yokluğu olmaktan çıkar.
İnsanın kendisine karşı dürüst kalabildiği son yere dönüşür.
Belki de gerçek sessizlik, sesin bittiği yerde başlamaz.
İnsanın artık kendisinden kaçmayı bıraktığı yerde başlar.
Yazı benim için kendimi ve dünyayı anlamanın bir yolu. Denemeler ve düşünceler üzerinden kimliğin, dilin ve değişimin izini sürüyorum; bizi gerçekten dönüştüren küçük anların peşinden gidiyorum. Bir sonraki cümle, belki seni çağırıyordur; o yüzden arada geri dön, kelimeler bazen sadece doğru kişiyi bekler, anlaşılmak için.
Bağlı kalın — yeni yazılar ve düşünceler için bültenime abone olun.